GenelMektuplara Cevap

İslam’a göre özel kişiler var mıdır?

SORU: Bir cemaat önderinin, bir dönemin siyasi liderine karşı toplumun borçlu olduğunu ve kendisinin de onlar için babasına ağladığı kadar ağladığını söylüyor. Bu kişileri İslam adına kendileri için özel yapan şey nedir? Bu liderlerin bizleri kendilerine borçlu kılacak hizmetleri olmuş mudur?

CEVAP: Bu konulardaki değerlendirmeler kişisel olduğuiçin değerlendirmeyi yapan kişiyi bağlar. Bir dönemin siyasi lideri onun takdirini kazanmış ve ölümü nedeniyle babası gibi gözyaşı dökmüş ise, bizim bilmediğimiz ama onun bildiği bir babalık yapmıştır kendisine! Ya da idealleri aynı noktada kesişiyordu. Bu da tamamen kişisel bir yargıdır. Ancak konu İslam ve Müslümanlar olunca olayın rengi değişiyor. Bu ülkede cumhuriyetin kurulduğu
günden bu güne kadar, gelen liderlerin hepsi laik ve demokrat olma özelliğine sahip insanlardı. İktidarı da muhalefeti de hep böyle olageldi. İngilizlerin beylik bir sözü vardır; “bir yerde İngiliz aleyhinde bir gelişme varsa orada İngilizlere küfreden bir lider çıkartırız, böylece İngiliz muhaliflerini de biz kontrol etmiş oluruz” diye. Geçmişe dönerek hafızamızı yoklayacak olursak, tüm siyasiler bir önceki partilerinden ayrılarak yeni bir atılım gerçekleştirmiş ve toplumun huzuruna yeni bir söylemle çıkmışlardır. Bunlar geçmişini hafızalardan silerek(!) kendilerini halkı için feda eden baba liderler olarak çıkmışlardı. İşin iç yüzünü bilmeyen gariban Anadolu insanı da bunların söylemlerinde samimi olduğunu zannederek düştüler peşlerine doksan yılı geride bırakıp bu günlere geldiler. Bu gün olsun bu işin muhasebesini yapıp bunların bu topluma İslam adına ne kazandırdığını sorgulayacak olursak, elde bir şey olmadığını görürüz. İnsanları demokrasiye adapte edebilmek için biri kötü diğeri iyi polis rolünü oynamaya devam etti. Sonuçta hep onlar polis vatandaş suçlu oldu.

Olayın bir başka boyutu 1929 da Ankara Valisi olup 1946yılında ölünceye kadar Ankara valiliği ve belediye başkanlığı yapan Nevzat Tandoğan ile ilgili şöyle bir olay nakledilir: 1944Mayısında Osman Zeki Yüksel(Serdengeçti), Alpaslan Türkeş ve Hüseyin Nihal Atsız ile birlikte Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesinde öğrenci iken olaylara karışırlar. Nevzat Tandoğan bunlara şunu hatırlatır:

“Pis Anadolulular, siz kim oluyorsunuz da milliyetçilikten mukaddesatçılıktan bahsediyorsunuz. Sizin göreviniz çağırdığımız da askere gelmek, bir de devlete vergi vermektir. Bu memlekete kominizim gelecekse de biz getiririz, Şeriat gelecekse de. Siz kim oluyorsunuz da bu işlere kalkışıyorsunuz, haddinizi bilin” der ve huzurundan kovar. Son dönemi değerlendiren Mahir Kaynak da ;”A.B.D nin yetmişli yıllardan sonra Rusya’nın yayılmacılığını önlemek için halkı Müslüman olan ülkelerde yeşil kuşak projesi uyguladığı için bu kadar çok namaz kılan insan oldu” demektedir. Yani keramet bu liderlerde değil, bunların ağabeylerindedir. Demokrasinin zaman zaman kabuk değiştirmesine uygun düşecek liderleri iktidara taşıyarak gereğini yapmışlardır.

Prof. Dr Ahmet Mumcu’ya göre dikta olarak başlatılan cumhuriyette, halkın gösterdiği “olgunluk”/ demokratik gelişmişlik oranında gelişen şartlara göre sağ veya soldan yeni bir siyasi lider ile toplumun gazı alınmıştır. Bu arada iktidardan verilen paye ile hem taban hem de tavan laik ve demokratik açıdan istenilen kıvama getirilmiştir. Bu uygulamaların hepsi, küresel oynayanların bölgesel uygulamalarıdır. Bunların hiç birisi ne İslam, ne de Müslümanlar için verilmiş bir imtiyazdır. Bunu böyle görmeyen bahse konu olan cemaat önderleri, gafletinden mi, yoksa cehaletinden mi düşünülmelidir? Birde bunları görmezden gelip bu milleti borçlandırmanın gerekip gerekmediğine bundan sonra karar vermeliyiz. Ancak bu insanlar kendi idealleri için bir şeyler yapmış olan bu liderlere karşı vefa borcunu bir biçimde ödeyecektir. Duygusal beyanatlarının sebebi de bu olsa gerek.

Olaya geniş halk kitleleri açısından baktığımızda (istisnaları bir yana) görünen manzara odur ki, bu günün toplumu dünden daha demokratik ve laik bir çizgide durmaktadır. Her geçen gün biraz daha dünyevileşen yığınlar, İslam’dan ve İslamî değerlerden uzaklaşarak kendilerini Seküler bir hayatın içinde bulmaktadırlar. Nimetlerinden istifade ettikleri oranda içselleştirdikleri laik ve demokratik değerler onlar için artık vazgeçilmezler olarak görülüyor. Şayet bu bir kazanım ise, bunlar için minnettar olmak kaçınılmaz olacaktır. Fakat kendisini bu anlayışta görmeyen Müslümanlar için minnete değer bir sebep görmek mümkün
değildir

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı