GenelMektuplara Cevap

Kadın ve erkeğin ayrı oturmaları İslami açıdan yasak mıdır?

SORU: Ailelerin birbirlerini ziyaretlerinde kadın ve erkeklerin ayrı oturmaları İslam’ın bir emri olarak mı anlaşılmalıdır. Ailelerin ziyaretleş­meleri esnasında bir arada oturmaları İslam açı­sından uygun değil midir?

CEVAP: Bu konularda uygunluğun önce aki­dede olması gerekir. Çünkü “Doğru Akide” kendi­sinden doğacak doğru davranışlar ortaya koya­cak, insanlar arasında sağlıklı ilişkiler kuracaktır. Bu nedenle İslam insanları önce fikren tatmin eder, sonra da bu fikre uygun davranışlar ortaya koymalarını ister.

Bu cümleden olarak, karşı cinsler arasındaki ilişkileri fert bazında ele alarak birbirlerine karşı mahremini örtmesini, gözünü çevirmesini (24/31), takva elbisesine bürünmesini (7/26), konuşmasında sözünün edasına dikkat etmesini (33/32), yürüyüşünde makul olup kırıtmamasını (24/31) ve toplumda cinsiyetiyle değil şahsiyetiy­le yerini almasını ister.

İslam’ın ilk günlerinde Peygamberimiz hayat­ta iken kadınların hayat sahnesinde erkeklerle be­raber varlığını görüyoruz. İslam’ı kabullenmede, yolunda can vermede (İslam’ın ilk kadın şehidi olan Sümeyye hatun), savaşta cephe gerisi hizmet­lerde, normal günlerinde mescidde bayram, Cuma ve vakit namazlarında ve hayatın meşakkatini gö­ğüslemede biri diğerinden geri kalmamıştır.

Ancak bu birlikteliğin şartları ve sınırları il­gili ayetlerle belirlenmiştir. Kadın ve erkeğin top­lum içine çıkması, oturup kalkmada dikkatli ol­ması, konuşurken ses tonuna dahi dikkat etmesi­ne kadar belirtmiş olması; bu iki cinsin bir arada bulunabilirliğinin en açık delilidir. Bütün bunlara rağmen haremlik-selamlık meselesi insanlara di­nin değil geleneğin dayattığı bir teamüldür. Müs­lüman için herhangi bir toplumun geleneği dinin emri gibi algılanması asla doğru değildir. Din Al­lah’ındır ve kurallarını belirlemek de sadece ona mahsustur. Tüm insanlık bu kurallara uyarak O’nu razı etmenin mümkün olabileceğine inanmak zo­rundadır. Allah onlarca ayette “dini Allah’a has kılmayı” öğütlemektedir.

“Ey inananlar! İnkarcılar istemese de, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın.”(40/14) “Ama, kendilerine kitab verilenler, onlara apaçık belge geldikten sonra ayrılığa düştüler. Oysa on­lar, doğruya yönelerek, dini yalnız Allah’a has kı­larak O’na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru olan din de budur. “(98/4-5), 31/32, 2/132, 48/28 …

Din, Allah’ın ve O’na has kılınması gerekir­ken teamüllerimize yenik düşmenin toplumda ne­lere mal olduğuna bakalım: Birbirine gidip gelen nice aile vardır ki birbirini dışarıda görse tanıya­maz ve iki yabancı gibidirler. Bir arada oturup sohbet edemediklerinden eşler ve çocuklar arasın­da ortak bir düşünce oluşmadığından, aile hem kendi üyeleri, hem de diğer aile üyeleri ile payla­şabileceği, konuşup anlaşabileceği bir güzellikten nasibini alamamaktadırlar. Yıllardır birbirleriyle komşuluk, akrabalık, veya fikri ilişkiler içerisinde olmalarına rağmen bir birinden etkilenmeyen aile­ler, çocuklar ve eşler olarak karşımızda durmaktadırlar. Bunun vebali çocuğunu dizinin dibine oturtmayan hepimizindir. Bildikleri doğruları aile­siyle paylaşmayan, aile içi eğitime önem vermeyen bizlerindir. Dini kaynağından öğrenip öğretme gayreti çekmeyip geleneğe teslim olmanın bizi getirdiği nokta işte budur.

İslam’ın, toplum içinde bulunmak için kadın-erkek kim olursa olsun insan olarak koyduğu şartlara uygun hareket etmek şartıyla, aile ziyaret­lerinde, genel veya özel sohbetlerde, genele açık konferanslarda ve eş dost ve akrabalarla birlikte veya ayrı ayrı yemek yemekte İslam herhangi bir yasak getirmemiştir. (24/61) Şahsiyetimizle yeri­mizi aldığımız sürece hiçbir mahzur söz konusu değildir. Her şeyde olduğu gibi bu konunun da is­tisnaları olacaktır. Fakat malumdur ki istisnalar “kaideyi” bozmaz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir