GenelYazarlardanYazılar

Kuran’ı Seslendirenler İle Kuran’ın Sesine Kulak Verenler

Allah tarafından gönderilen ve kendisinden sonrada bir daha vahiy gelmeyecek olan yüce Kuran ne yazık ki ona inandığını söyleyen sözüm ona takipçileri tarafından gönderiliş gaye ve amacından saptırılarak sadece kutsal metni seslendirilen ve bu seslendirmeden oluşacak sevap veya sevapları! Ölülerinin ruhlarına bağışlayıp doyumsuz hazlar ile kendilerini oyaladıkları veya avuttukları bir kitap konumuna indirgemişlerdir. Diğer bir ifadeyle yüce Kuran’ı hayatlarından kovarak hükmü uygulanmayan sadece ölülere okunan ve mehcur edilen bir kitap haline getirerek dirilme günün de elçinin kendilerinden şikâyetçi olacağı topluluk haline gelmişlerdir.

Elçi şöyle diyecektir: “ Ey rabbim! Kavmim bu Kuran’a sırt çevirdi onu hayatlarından kovup terk ettiler.” ( Furkan- 30)

Allah bizlerden sadece gönderdiği kutsal metni seslendirmeyi istememiştir. Tam aksine o kutsal metinde bizler tarafından yerine getirilmesi gereken emir ve yasakları olduğunu bunları dikkate alarak kendisinin razı olduğu bir hayat yaşamamız gerektiği üzerin de şiddetle durmaktadır. Sadece Kuran için geçerli olmayıp diğer metinleri de kapsayan seslendirme işi ile yetinilecek olsa idi Allah ve iman edenlerin düşmanları olan inkârcılar ile iman edenlerin herhangi bir sorun yaşamamaları gerekirdi. Ancak yaşanılan olaylar tamda bunun aksini söylemektedir. Zira fikren galip gelemedikleri bir takım elçileri ne yazık ki katlederek tarihte lanetli kavimler arasında yerlerini almışlardır.

Allah’ın insanlar içerisinden seçip gönderdiği elçiler şayet kendilerine gönderilen vahiyleri seslendirmek ile yetinselerdi onlara karşı duran düşmanları onları toplumlarının lider ve önderleri yaparak elçilerin nüfuzundan elbette daha çok istifade ederlerdi. Fakat elçilere gelen o vahiyler karşı tarafın psikolojik ve sosyolojik bütün değerlerine savaş açarak onları tek olan Allah’a davet etmişlerdir.

Değerli dostlar Kuran’ın kutsal metnini seslendirmek ile onun sesine kulak vermek kesinlikle aynı şeyler değildir. Allah bizlerden kesinlikle Kuran’ın sesine kulak verenlerden olmamızı istemektedir. Bunun da tek yolu Kuran’ı anladığınız dilden okuyarak onun ne dediklerini veya ne demek istediklerini anlamaktan geçmektedir. İnsanoğlu aynı dili konuştuğu zaman karşı taraf ile anlaşa bilir bu gerçek bu gün de böyledir yarında böyle olacaktır. Kuran indirildiği toplumun dilin de kolaylaştırılarak ortaya çıkacak bütün olumsuz durumları kökten halletmiştir.

Bu konuyla ilgili ayetimizin mealini vererek konumuzu biraz daha açalım: Biz onu yabancı dilde bir Kuran yapsaydık “ Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Arap’a yabancı dilden kitap olur mu? Derlerdi. De ki: “ O, inananlar için doğru yolu gösteren bir rehber ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir sağırlık vardır ve o Kuran onlara kapalıdır. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor.” ( Fussilet- 44)

Ayetlerin açıkça ortaya konulmasıyla ilgili yüce Kuran’da daha birçok ayet ve ayetler grubuna rastlamak mümkündür. Mesela, dileyen ve isteyen kardeşlerimiz şu ayetlere de baka bilirler.     ( Enam- 55-97-98-114-119- Araf- 32-52- Tevbe-11) Anlaşılmadan okunan veya sadece harflerden oluşan kelime ve cümleleri seslendirilen bir yabancı metnin seslendiren veya onu dinleyen kimse veya kimselere faydasının göründüğüne rastlanılmıştır.?

Allah’ın anlaşılsın, anlaşılanlar diğer insanlara aktarılsın ve aktarılanlar ise yaşanılan hayata uygulansın diye gönderdiği yüce Kuran’ı ne dediğini anlamadan seslendiren zavallı topluluklara Allah’ın izzet, şeref ve devlet vermesini beklemek ham hayal den başka bir şey değildir. Allah’ın değişmez yasalarından birisi de gönderdiği elçilerin gönderildiği toplumun dilinde göndermiş olmasıdır:

“ Allah’ın emirlerini onlara açıklasın diye her elçiyi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Allah artık, sapkınlığı tercih edeni sapkınlığa iletir, doğru yolu tercih edeni de doğru yola iletir. Zira O her işi mükemmel ve her hükmü doğru olandır.” İbrahim-4)

Gönderiliş gayesi gönderdiği hükümlerin anlaşılması olan Kuran ne yazık ki bu amacından uzaklaştırılarak Müslüman coğrafyada, sosyal hayattan uzaklaştırılarak işlevsiz, kifayetsiz, çapsız, yetersiz bir kitap konumuna düşürülmüştür. Bugün bu halklar hiçbir problemlerini Kuran’a müracaat ederek çözme yolunu tercih etmemektedirler.  Ne yazık ki Kuran ihtilafları çözen bir kitap değil tam aksine ihtilafların kaynağı gibi görülmüş ve görülmeye de devam etmektedir. Müslüman coğrafya halkları bu yanlış anlayışa ve yanlış gidişata derhal son vermelidir.

 ( Ga-ra-e) kökünden kelimeler Kuran’da seksen sekiz yerde geçmektedir. Bu kelimenin türevleri ile birlikte kullanıldığı hemen hemen hiçbir ayette salt bir metni sadece seslendirmek anlamında kullanılmamaktadır. Bu halklar maalesef ne yazık ki okuyu da yanlış anladılar. Büyük bir çoğunlukla Kuran’ın ilk inen suresi olarak kabul edilen Alak suresindeki okuyu metni seslendir diye anladık. Oysa o zaman elde yazılı bir metin de yoktu. Allah elçisine sana vahy ettiklerimizi duyur ilet ve ilan et demekte idi.

Resulde zaten bunu yaptı kendisine verilenleri önce eşi ile sonrada en güvendiği arkadaşlarına iletti. Daha sonra gelenler elçinin bu uygulamasını veya sünnetini riskli ve tehlikeli görerek inkâr edenlerin tepkisini çekmeyecek güzel ses ile kutsal metni seslendirme yoluna gittiler. Kuran’ı hakkı ile okumaktan bahseden şu ayeti tecvit ve güzel ses ile okunması gerektiği şeklinde anladılar.

“ Kendilerine kitap verdiklerimizden bazısı onu, tam olarak hakkını gözeterek tilavet eder ( okuyup, anlayıp, aktarırlar) Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkâr edenlere gelince, işte asıl kaybedenler onlardır.” ( Bakara-121)  Üzülerek ifade etmeliyim ki bu ayette geçen hakkını vererek okumayı yanlış anlayan bu insanlar ayetleri mahreçlerine göre ve şu harf dudaktan, şu harf boğazdan çıkar diye anladılar. Oysa Kuran kendini okumaktan maksadın anlamak,  iletmek ve yaşamak olduğunu çoktan ilan etmişti. Bu ilandan habersiz bu halk anlamadığı dilden metni seslendirmeye devam etmektedir.

Halkı Müslüman coğrafya da camilerin yanında, hemen bitişiğin de Kuran kursları da bulunmaktadır. Özellikle kendi yaşadığımız ülkeden örnek verecek olur isek. Yaklaşık ülkemizde ibadete açık faal durum da seksen dokuz bin sekiz yüz on yedi cami bulunmaktadır. Bu camilere bağlı yaklaşık on yedi bin adette Kuran kursu bulunmaktadır. Bu sayılara tarikat ve cemaatlerin sahip oldukları kurslar ve hafızlık okulları dâhil değil. Ayrıca imam hatip liseleri ve ilahiyat fakültelerinde yapılan Kuran öğretimleri de mevcut sayının dışında tutulmuştur. Ortaya koymuş olduğumuz bu tablo yaklaşık olarak halı Müslüman olan bütün ülkeler için aynıdır. Erbabınca bir araştırma yapılır ise farklı bir durumun ortaya çıkmadığı görülecektir.

Bu durumu tespit eder iken hiç kimse hak etmediğimiz bir itham ile bizleri suçlamamalı. Zira bizler cami ve Kuran kurslarının çokluğundan rahatsız olacak bir anlayışın sahipleri değiliz. Bizlerin amacı yanlış bir uygulamanın düzeltilmesine yönelik bir gayret ve çabadan oluşmaktadır. Bu konuda birinci olarak tespit ettiğimiz yanlış uygulamalardan ilki: Bu kursların tamamında Kuran’ın nasıl okunması yani Arapça olan Kuran metninin seslendirilmesi öğretilmektedir. Kuran’ın nasıl anlaşılması gerektiği ve lüzumu üzerinde hemen hemen hiç durulmamaktadır. Bu  yanlış uygulama da da başarılı olunup yaklaşık olarak her hanede Kuran metnini Arapça olarak seslendiren hane halkına rastlamak mümkündür. Ülkemiz de Kuran okuyanların oranının yüzde kırk bir olması aynı zaman da bizim iddiamızı desteklemektedir.

Malumunuz ortada bir problem veya bazı şeylerin yanlış gittiğini iddia ediyor iseniz bunun bir tek nedeni değil bir den çok nedenleri olabilir. Şunu açık yüreklilikle itiraf etmeliyim ki: bu kursların hepsi sadece Kuran’ın seslendirmesini öğretiyorlar başka bir şey de yapmıyorlar demek istemiyorum. Bu kursların bir kısmında bazı kurs yer hocalarımızın Kuran’ın metninin öğretilmesinin yanında Kuran’ın ne demek istediği üzerinde de şiddetle durmaktadırlar. Yani metin ile manayı buluşturup yüce Kuran’ın mesajını iletmektedirler.

Son elli yılda yapılan ve sayıları yaklaşık üç yüzü bulan meal çalışmaları az da olsa kendi ülkemizde Kuran’ın yüce mesajı ile tanışıp meal okuyan bir kitlenin de yavaş yavaş oluştuğunun da delilidir.  Mealler arasında oluşa bilecek küçük farklılıkları abartarak insanları meal okumaktan asla vaz geçirmemeliyiz.

Kıymetli dostlar meal okumayı lütfen mealcilik ile karıştırmayalım. Çünkü sadece meal ile yetinip vahyin kendisine indirildiği son elçiyi yok saymak hafife almak veya önemsizleştirmek Kuran’a karşı yapılabilecek bir gaflet değil ise kesinlikle ihanettir. İslam dışı ve İslam’a karşı olan fikir, ideoloji, yönetim biçimleri Kuran’ın anlamadıkları dilden okunmasından hiç de rahatsız değiller. Zira son dönemlerde anlamadıkları Kuran’ı bir ay gibi kısa bir süre de ezberletip hafız yaptıkları küçük yaştaki çocuklar ile övünmektedirler.

Malumunuz ramazan ayı yüce Kuran’ın kendisinde indirilmeye başlanıldığı bir aydır. Bütün çaba ve gayretlerini Kuran’ın anlaşılması için harcamaları gerekenler düzenledikleri Kuran’ı güzel okuma yarışmalarıyla yine dikkatleri dağıtmayı başarmaktadırlar. Bu yarışmalarda Kuran’ın anlaşılması hususu perdelenerek Kuran’ın nasıl okunması üzerinde durulmaktadır.

Değerlendirme kriterleri arasında akıl, mana birlikteliği yerine sanat müziği makamları olan rast, hicaz veya uşşak makamlarını kim daha iyi kullanıyor ise değerlendirme komisyon üyelerinden daha fazla not almaktadır.  Efendim bu uygulamanın kime ne zararı var? Bunu eleştirmenin mantığını anlamıyorum diyenlere: Müslüman coğrafyanın son haline bir göz atmalarını tavsiye ederiz.  Zira dirilerin, yaşayanların hayatlarını düzenlemek için gönderilen bu kitap sadece metni seslendirilmek suretiyle oluşacak sevabın! Ölülerinin ruhuna hediye edilen hayata dokunmayan hayatı okumayan bir kitap haline düşürülmüştür. Şayet bu aşağılanmış,  küçük düşürülmüş ezilmiş ve toprakların da huzur namına bir şey bırakılmamış acınası durumdan kurtulmak istiyor isek: İşte çare! Kuran’ı anladığımız dilden ağır ağır sindire sindire okumak anlamak, anlatmak ve son elçinin yaşadığı gibi yaşamaktan geçmektedir. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir