GenelYazarlardanYazılar

Müslüman Olmayan Efsane Olur!

İnsanlık tarihinde efsane olarak anılan birçok konu, Allahın kitabında zikredilen bir hakikat olarak anlatılmaktadır. İnsanlığın ikinci atası olarak kabul edilen Nuh (a.s.)’ın 950 yıl yaşadığı Kur’an tarafından tescillenmiştir:

“Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.” (Ankebut 29/14)

Bunun ne kadarı tufandan önce ne kadarı sonra bilinmemekle birlikte uzun yıllar kavmine rehberlik etmiş; onları bir elçi şefkatiyle ateşten korumaya çalışmıştır. Ancak onlar öyle bir tepki vermişlerdir ki, böylesi tarihin hiçbir döneminde görülmemiştir. Nuh (A.S.) ne zaman konuşmaya başlasa hem konuşulanı işitmemek hem de konuşana hakaret olsun diye parmak uçlarını kulaklarına götürüyorlar ve yüzünü görmek istemiyoruz edasıyla elbiseleri ile yüzlerini kapatıyorlardı.

Bu kavmin hayat serüveni Kur’an da şöyle özetlenmektedir:

“Andolsun ki Nuh’u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin ondan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, üzerinize gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.” (Araf 7/59)

“Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni gerçekten apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz!”

“Dedi ki: «Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”

“Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah’tan (gelen vahiy ile) biliyorum.” (Araf 7/60-63)

“Dediler ki: Sen bize bir tek Allah’a kulluk etmemizi ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamızı gerçekleştirmek için mi geldin? Eğer doğrulardan isen, bizi tehdit ettiğin azabı getir.” (Araf 7/70)

Bu mücadele uzun bir zaman bu minval üzere devam ediyor. Öyle ki Nuh (a.s.) sonunda rabbine durumu şöyle arzediyor:

(Nuh) “Dedi ki: Rabbim; doğrusu ben, kavmimi gece gündüz davet ettim.”

“Ne var ki benim davetim sadece benden uzaklaşmalarını artırdı.”

“Doğrusu ben senin onları bağışlaman için kendilerini her davetimde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.”

“Sonra ben; onları gerçekten açıkça çağırdım.”

“Daha sonra onları gâh açıkça çağırdım, gâh sesiz sedasız bir dâvet yönelttim, her türlü yolu denedim.”

“Dedim ki: Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır.”

“(Mağfiret dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.”

“Mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsan etsin, sizin için ırmaklar akıtsın.”

“Size ne oluyor ki, Allah’a büyüklüğü yakıştıramıyorsunuz?”

“Oysa sizi türlü merhalelerden geçirerek O yaratmıştır.” (Nuh 71/5-15)

Buna rağmen asla ikna olmuyorlar. Bütün güçleri ile Nuh’a karşı isyan ediyor ve insanlara şöyle çağrıda bulunuyorlar:

“Nûh dedi ki: «Ey Rabbim! Onlar bana isyan ettiler; malı ve çocuğu hüsrandan başka bir şeyini artırmayan kimsenin ardına düştüler.” “Birbirinden büyük düzenler kurdular.” “Ve dediler ki: Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; hele Ved’den, Suvâ’dan, Yeğûs’tan, Ye’ûk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin!” “Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır.” (Nuh 71/21-24)

Sonunda olaylar öyle bir noktaya geliyor ki Nuh (a.s.) onlardan ümidi kesiyor ve rabbine şöyle yalvarıyor:

“Nuh: «Rabbim! Dedi, yeryüzünde kâfirlerden hiç kimseyi bırakma!” “Doğrusu sen onları bırakırsan kullarını saptırırlar, sadece ahlâksız ve çok inkârcıdan başkasını da doğurup yetiştirmezler.” (Nuh 71/26-27)

Nihayet öğüt almayan, davete kulak tıkayan, Allahtan başka ilah edinip onlarım peşinden giden toplum için Allahın merhamet kapısı kapanmış adalet kapısı açılmıştır:

“Nuh’a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların yaptıklarından dolayı üzülme.”

“Gözlerimizin önünde ve vahyimiz uyarınca (bildirdiğimiz gibi) gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklar!”

“Nuh gemiyi yaparken, kavminden ileri gelenler, yanına her uğradıklarında onunla alay ediyorlardı. Nuh dedi ki: sizin bizimle alay ettiğiniz gibi (bir gün gelecek) biz de sizinle alay edeceğiz!“

Nuh onlara son olarak şöyle dedi:

(Benden sürekli istihza ile istediğiniz ve geleceğine inanmadığınız) “Rezil edici azabın kime geleceğini ve sürekli bir azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.” (Hud 11/36-39)

“Nihayet buyruğumuz gelip sular kaynamaya başlayınca: Her cins hayvandan ikişer çifti ve hakkında hüküm verilmiş olanların dışında kalan aileni ve inananları gemiye al, dedik. Zaten onunla beraber pek az kimse inanmıştı.”

“(Nuh) dedi ki: «Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”

“Gemi, dağlar gibi dalgalar arasında onları götürüyordu. Nuh, gemiden uzakta bulunan oğluna: Yavrucuğum! (Sen de) bizimle beraber bin, kâfirlerle beraber olma diye seslendi.”

“Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi. (Nuh): «Bugün Allah’ın emrinden (azabından), merhamet sahibi Allah’tan başka koruyacak kimse yoktur» dedi. Aralarına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.” (Hud 11/40-43)

“Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler.” (Araf 7/64)

“Onlardan önce nice nesilleri yok ettik, şimdi onlardan hiçbirini duyuyor veya cılız bir ses, bir nefes, bir emare işitiyor musun?” (Meryem 19/98) (Hepsi efsane oldu!..)

İşitiyor muyuz? Hayır. Onlardan hiçbirini duymuyor ve bir seste işitmiyoruz.  Yarınlarda bizler de aynı akıbeti yaşayacağız. Bizleri de duyan sesimizi işiten olmayacaktır. Rabbimiz bu ibret sahnesini görmemiz için şöyle buruyor:

“De ki (Ey Muhammed!): Yeryüzünde gezip dolaşın da daha önce geçenlerin akıbetinin nasıl olduğunu görün. Onların çoğu müşrik idiler.” (Rum 30/42)

Ayetin son cümlesinin üzerinde düşünmemiz gerekiyor.  İnsanlığın başına ne gelmişse şirkin aldatıcılığı ve cehaletin körlüğü sebebiyle gelmiştir. İnsanlığı hak yoldan saptıranlar özellikle mele ve mütref diye tanımlanan halkın içinde söz sahibi olarak ileri çıkan varlıklı insanlar olmuşlardır. Allah Teâlâ’nın göndermiş olduğu elçilere ilk karşı koyanlar da bunlardır. Çünkü bu zümre insanları kendilerine kul köle ediniyor, onların üzerinden düzenlerini sürdürüyorlardı. Nuh kavminde de muhalefetin başını çeken kimseler vardı. Bunlar atalarının dinini kutsayarak insanların hidayetlerine mani oluyorlardı. Halka şöyle diyorlardı:

Sakın ilâhlarınızı bırakmayın; Ved’den, Suvâ’dan, Yeğûs’tan, Ye’ûk’tan ve Nesr’den asla vazgeçmeyin!” (Bunlar o toplumun ilahlaştırmış oldukları putları idi) “Böylece birçoğunu saptırdılar; Rabbim! Sen bu zalimlerin sadece şaşkınlığını artır.” (Nuh 71/21-24)

Şimdi bunlar size tanıdık geliyor mu? Aradan asırlar geçmesine rağmen bu günde aynı şeyler tekrar ediliyor. Allah ve resulünü kamusal alandan sürgün ederken; yeni ilahlarını parlatıp halka sunuyorlar. Onun adına koymuş oldukları ilkelerini her hal ve karda topluma dayatarak; toplumun ne düşünüp neye inanacağına onlar karar veriyorlar. Hayra giden yolları kapatıyorlar, kötülüğe giden yolları ise açıyorlar. Şirk toplumların özelliği hep aynı olmuştur. Zamanın zeminin ve şahısların değişmesi hak ve batılın niteliğini değiştirmiyor. Eğer akletmez ve gereği gibi düşünmez isek tarih tekerrür etmeye devam edecek demektir. Çünkü şirkin öksesine takılan insanlık yaşadığı çağa göre yeni ilahlar üreterek şirk düzeninin devamını sağlıyorlar. Zamanın anlayışına uygun tezgâhlar oyunlar kurarak halkı manipüle etmeye; peşlerinden sürüklemeye devam ediyorlar. Batılı hak kılığına bürüyüp kurdu kuzu postunda gösteriyorlar. Bu yolla kuzuları avlamak daha kolay oluyor! Burada işin bütün ağırlığı kuzuların ve kuzularına sahip çıkmak isteyen velilerin omuzlarına yükleniyor. “Düşman babadan dededen alamadığı intikamı torunlardan alırmış!” ata sözünde olduğu gibi tüm hesaplar gençler üzerinden yapılmaktadır. Çocuklarımız medyanın elinde terbiye ediliyor. Anneye, babaya toplumuna yabancılaşıyor. Akıllı telefon akıllarını başlarından alırken; yapay zekâ furyası akılları sarhoş ediyor. İnsanların bir şey düşünmesine gerek kalmıyor. Bunu lehimize bir şey olduğunu zannetmeyelim. Bir zaman sonra İnsan, kendi başına düşünüp karar verme yetisini kaybediyor. Çocuklarınızın İnternetini kesin elinden telefonu alın, apışıp kalacaklarını, sudan çıkmış balık gibi çırpınıp durduklarını göreceksiniz. Bizi o kadar hazıra alıştırdılar ki her şey telefonda kayıtlı. Eşimizin dostumuzun telefonunu bile ezbere bilemiyoruz. Telefon olmayınca hafızamız elimizden alınmış gibi oluyoruz.

Bu nedenle geleceğimiz olan yavrularımızı hayata hazırlamak için, varlıkta, yoklukta, mahrumiyette nasıl ayakta kalabileceklerini öğretmek zorundayız.  Hayatın acımasız gerçeklerini, dost ve düşmanlarımızı, bin yıllık atalarımızı ve geçirdikleri badireleri, geleceğimiz ile ilgili düşüncelerimizi konuşup istişare ederek hayata hazırlamalıyız. Hayat sadece ders kitaplarından telefon ve televizyon ekranlarından ibaret olmadığını öğrenmeliler ve öğretmeliyiz.

Çok yakın geçmişte yaşadığımız FETÖ olayı, kim dost kim düşman çok açık olarak ortaya koydu. Eğer çocuklarımızı geleceğimiz için biz hazırlamaz isek; tabiat boşluğu affetmez kuralınca birileri kendi gelecekleri için sizin çocuklarınızı hazırlarlar! İşte o zaman Nuh’un tufanı, Lut’un depremi, Âd ve Semud kavminin başına gelenlerden bir musibet bizimde başımıza gelebileceğini asla unutmayalım. Allah, hakkı gale almayan mazlumun hakkını korumayan adaletin terazisini bozan müşrik kavimler için hükmü asla değişmez:

“Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Hâlbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.” (fatır 35/43)

O gün geldiğinde kimsenin düzeltme ve düzelme şansı olmayacaktır. Bu nedenle yapacaklarımızı yarın değil bu günden yapmak zorundayız. Yarına kimin yetişeceğini ancak Allah bilir! Yarınlarımızın güzel, geleceğimizin huzurlu olması için rabbim cümlemizi:

“İnsanları Allah’a çağıran, salih amel işleyen ve «Ben de Müslümanlardanım diyen…” güzel sözlü inanlara yoldaş eylesin temennilerimizle!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir