GenelMektuplara Cevap

Namazda Gözü Olmayanın Abdestte Yüzü Olur mu?!

“Ainesi (Aynası) iştir kişinin lafa bakılmaz.  Rutbei aklı belli olur eserinden.” (Ziya Paşa)

Şeref Bülbül/ wiyana

Selâmünaleyküm, Saygı değer hocam Çoktandır aklıma takılan, açıklamaya muhtaç, bir kaç hususum var.

HARAMLAR, HELALLER, MEKRUH, GÜNAH.

Allah cc Kur’an-ı Kerim’de başlıca helalleri haramları belirlemiş,  Amenna ve saddakna. Lakin günümüzde birçokları şu haram, bu haram diye sözüm ona Müslümanların belleklerine yerleştirmişler. Ağzına gelenler de bu söylem üzere anlıyor , söylüyor, değerlendiriyorlar.

Şimdi biz,  bizler net olarak yaşamımız içinde neyin helal, neyin haram,  mekruh ki mekruh ne, haramların (yumuşatılmışı) günah neler oluyora var sayımlarla,  ön yargılarla verdiğimiz cevaplar ne kadar doğruyu yansıtıyor?

Mesela başörtüsü takmayanlar,  kaşını gözünü boyayanlar,  burnuna dudaklarına botox yaptıranlar,  vücutlarının muhtelif yerlerine dövme yaptıranlar bu erkekler içinde geçerli,  bağrı açık pazıları açık, kadın erkek dar giysiler giymeleri, vücut hatlarının belli olmaları, konuşma yürüme tarzları,  bu gibi hallerini haramla mı, mekruhla mı, günahla mı anlamlandırıp hangisini kullanmalıyız.

Şahsen ben bu hususta sıkıntı çekiyorum, bazan haramdır da diyebiliyorum. Yukarıda saydıklarıma günümüzde cami kürsülerinde birçok şeyleri haram kategorisine koyuyorlar da,  anlaşılır açıklama yapmadıklarına çokça şahit oluyorum.

Yiyecek-içecek konularına pek girmiyorum ama alkolsüz birayı nereye koyacağımızı da merak etmiyor değilim.

Hocam sizin meseleyi gayet iyi anladığınızdan eminim,

Şimdiden Allah cc razı olsun, inşallah diyorum.

Cevap: Ve aleyküm selam değerli kardeşim! Bahsini ettiğiniz hususlar, Allah Teâlâ’nın din olarak insanlığa sunmuş olduğu islamın, davranışlar hakkında ki hükümlerinin tasnifidir.  Farz ve haram olarak nitelenenler açık naslar ile hükmü belirtilen fiiller, inançlar, düşünceler, yiyecek, içecek ve mahrem yerlerin kapatılması için giyim kuşam şekilleri ile alakalı ve kişilerin cinsiyet ve cinsellik ile alakalı davranış biçimlerini ilgilendiren konulardır. Bunların her birini ilgilendiren ayetlerle hükmü belirlenmiş doğrusu önerilmiş, yanlışından da men edilmiştir. Bu hükümleri belirleyen delililerin sübutu ve delaleti kati olanlarla belirtilenler farz ve haram; sübutunda veya delaletinde zannilik bulunan naslar ile tespit edilen hükümler ile yapılması istenenlere vacip, terk edilmesi istenenlere de Mekruh denilmiştir.

Ancak bu hükümler Kur’an da isimleri zikredilen konularla alakalıdır ki bunlara asıllar denilir. Örneğin Maide suresinin 90-91. Ayetinde konulan yasaklar şöyle sayılır:

“Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.”  “Şeytan içki ve kumar yoluyla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?”  (Maide 5/90-91)

Şimdi burada sayılan yasaklar bir kaç olayla ilgilidir. Fakat bunlar ile aynı özelliğe sahip ismi Kur’an’da geçmeyen bir dünya sonradan ortaya çıkan alkollü içki cinsi içecekler, şans oyunları, modern putlar ve benzeri şeyler vardır. Örneğin içki konusunda adını bilmediğimiz nice içecek vardır. (Şarab, Rakı, ve alkol içeren insanı sarhoş eden tüm içeceklerin ismi ne olursa olsun bu hükme tabidir.) Bunlar hakkında bir hüküm belirlemek için Kur’an da ismi geçen asıldaki yasaklanmasına sebep olan illet ne ise;  aynı illeti taşıyan tüm içeceklere, benzer illetten dolayı aynı hükmü vermemiz gerekmektedir. Bu yönteme Hanefi âlimleri kıyas ismini vermişlerdir. Bu yöntemle kıyamete kadar değişik isimlerle çıkacak ne kadar insanı sarhoş eden içki varsa aynı hükme tabi olur. Keza kumar ve şans oyunları ile ilgili durumda aynı yöntemle değerlendirilir. Kumarda olduğu gibi “bul karayı al parayı” yöntemi ile yapılan şans oyunları da aynen kumar hükmündedir. Aynı hüküm ona da uygulanır.

Yiyecekler ile ilgili yine Kur’an da sayılanlar: “Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yeyin, eğer siz yalnız Allah’a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.” (Bakara 2/172)

Şimdi burada bahsedilen temizlik sadece hijyen cinsinden bir temizlik insanın yemesi için yeterli bir şart mıdır? İslamın insan için korumaya aldığı beş değerine (Mal, can, din, akıl ve nesil)’e zarar veren tüm gıdalardan uzak durulması gerekir. Aklınızı ve geleceğiniz olan neslinizi bozan zehirleyen katkı maddeleri içeren gıdaların hijyen bakımından temiz olması yeterli değildir. Genetiği ile oynanan tüm gıdaların insan sağlığını tehdit ettiği iddia edilirken, bunları dikkate almadan tüketmek meşru bir durum değildir.

“Allah size sadece leş, kan, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların etlerini kesinlikle haram kıldı. Fakat darda kalana, başkasının payına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak üzere bu etlerden yemek günah değildir. Hiç şüphesiz, Allah bağışlayıcı ve merhamet edicidir.” (Bakara 2/173) buyurur.

Yenilecek etlerin yeme şartları, cinsi ve tabii durumu ile ilgili asgari şartlar belirlenmiştir. Bunların hepsi tabii durumlarını koruduğu sürece böyledir. Tabiatı bozulmuş ise leş hükmüne girer ki o zaman gereken dikkatin gösterilmesi gerekir. Aksi halde açlık değil bozulmuş gıda öldürücü olur.

Ayrıca bu etlerden bir takım katkı maddeleri kullanılarak üretilen mamul maddeler yiyecekler vardır. Terek ömrünü artırmak, bağımlılık yapmak, göze hoş görünmesini sağlamak gibi nedenlerle içine katılan katkı maddeleri vardır. Bunların insan sağlığı ve nesil sağlığı üzerindeki etkilerinin de bilinmesi gereklidir. Her yasal olanın helal olmayacağı gibi, her hijyenik olanın da sıhhi olmayacağı bilinmelidir. Sıhhi olmayan bir şey bizzat insana zarar vermesi sebebiyle dinen de kabul görmez. Bunlar içinde kanser yapan, çocuklarda kısırlığa sebep olan, genetiği değiştirilmiş gıdaların bulunması durumunda bunlarda aynı hükme tabi olur. Bunların tetkiki, tespiti ve yasaklanması halkın sağlığını korumakla görevli devletin ve ilgili kurumların işidir. Sadece gıdalar değil kullanılan yerli yabancı menşeli aşılar, ilaçlar ve diğer tıbbi malzemeler de aynı titizlikle araştırılıp temiz ve sağlıklı olanların kullanılmasının sağlanması gerekir. Sıhhi olmayan hiçbir şey helal olmaz. Neye göre? Yukarıda belirttik dinin beş ana gayesini: canı korumak, malı korumak, aklı korumak, nesli korumak- çocukların bedensel ve ruhsal sağlığını korumak, dini korumak. Bunlardan birine zarar veren hiçbir şey İslam’a göre helal ve meşru sayılamaz. Bunun büyüğü küçüğü azı çoğu olmaz. Bu beş şeyi tehdit eden şey ne olursa olsun asla meşru kabul edilemez.

Bunların yanında bir dünya soğuk sıcak boyalı gazlı içecekler çıkarılıyor. Bunların çocuklar üzerindeki etkileri nedir ne değildir anlaşılması için yeterli bir araştırma yapılıp yapılmadığı tartışılır. Kısacası bu konularda da ipin ucu kimlerin elinde biliniyor mu? Yıllardır tatlandırıcı olarak kullanılan maddenin insan için zehirden farksız olduğu söylenir durur. Fakat kimse ciddiye alıp üzerine gitmez. Çocukların abur cubur dediği yiyecek ve içecekler de aynı durumda. Özellikle bizim ülkemizde bu konular ciddiye alınmıyor. Elin adamının da toplumun geleceği um urunda mı yapıyor satıyor? “Evlat onun değil, devlet onun değil!.. “

Gelelim insan vücudu üzerinde yapılan estetik müdahaleler, yapılan dolgular, acayip dövmeler, takılan anlamsız takılar, kullanılan kozmetik ürünleri ve benzeri uygulamalar ile ilgili dinin hükmü konusuna.

Dinin hükmü deyince dinin hükmü dini kabul eden insanlar için geçerlidir. Dini kabul etmeyen insana bu yaptığın haram, terk ettiğin farz, şunu böyle yapman vacip, yapmaman ise mekruhtur demek çok anlamsız olmaz mı? Özellikle yukarda saymış olduğunuz farklı görünüm, boyalı manzara ve vücudun değişik yerlerine yapılan dolgularla yeni bir görünüm kazanmak anlayışı “asrın ve asriliğin” getirdiği bir durumdur. Allaha teslim olmuş insanların böyle bir problemi olamaz. Allah’a her haliyle teslim olmuş, yaptığından ve yarattığından razı olmuştur. Allah kimsenin suretine veya malına bakarak değerlendirmez. Kalplerde olan imana ve düşünceye bakar; birde yaptığımız işlere bakarak insanı değerlendirir.

“…Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’na karşı en çok takvalı (sorumluluk bilincinde) olanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”(Hucurat 49/13)

Konuya girmeden önce bir konuya daha açıklık getirmeyi gerekli görüyorum. Merhum Seyit Kutup bu gibi konulara şöyle demişti: İslam Müminlerin ihtiyaçlarına yani Allahın dinine teslim olanların ihtiyaçlarına cevap vermek için gönderilmiştir. Mümin ve Müslim olmayanların ihtiyaçlarına cevap vermez. Bu nedenle küfrün yırtıklarına İslam’dan yama aramayın bulamazsınız. Buldum deseniz de teslim olmayan, kendi isteklerini ilah edinmiş olan sekiler kimseler için bir anlam ifade etmeyecektir. Siz istediğiniz kadar haram deyin, sıhhate uygun değil deyin kimse umursamaz. “sıgara sağlığa zararlı yazdınız itibar eden var mı? İçki sağlığa, aile hayatına sosyal hayata toplumun mal ve canına zarar veriyor. Mani olan var mı? Üstelik sarhoşken yapmış diye mazur görülüyor!  Bir gazeteci, Avustralya’da dünya çapında ünlü Helena Rubinstein Polonya asıllı bir Yahudi Kozmetikçiye soruyor: bu kadar ürün yapıp pazarlıyorsunuz, siz hangisini kullanıyorsunuz? Verdiği cevap çok manidar “Hiç birini kullanmıyorum.” Niçin? “Çünkü bunların faydasına inanmıyorum” diyor. Bu modern nesillerin nasıl aldatıldığına yeterli bir cevap olmaz mı?!  Bir Anadolu kadını taşlıkta parka taşı kırarak ekmeğini kazanıyor. Bir televizyon için çekim yapan spiker nasırlı ellerine bakarak soruyor: makyaj yapmak ister miydiniz diye? Kadın “hayır böyle bir şeye niçin gerek duyacağım? Allahın bana vermiş olduğu sıfatı niçin değiştireyim ki? Rabbim beni nasıl yaratmışsa ben bu tabii halimle daha tabii ve güzelim” diyordu.

Şimdi çeşitli kozmetik ürünleriyle tabiilikten çıkanların bunu anlaması mümkün mü? Bunlar sahte görüntülerle tatmin olmayı tercih eden insanlardır. Bunlar için günah veya sevap kavramının bir önemi olur mu? Bizim vaizlerimiz kürsüleri kırarlar, çağıra bağıra esip yağarlar. Fakat muhatap aldıkları kimselerin ne dinin ilkeleriyle ne de camiyle cemaatle ilgisi vardır. İşin bu kısmına bakmazlar. Bu nedenle boşa konuşur boşa konuşurlar. Onlar camiden uzak cami de onlardan uzaktır. Ancak bununla hem kendilerinin hem de cemaatin gazını almış olurlar. İslam’ın bunlara fetva yetiştirmek gibi bir mecburiyeti de yoktur. Herkes tercihinin yapmış yolunu seçmiştir. Siz yolunuza biz yolumuza demişlerdir. Bu nedenle herkes tercihinin ürünü olacak, yaptıklarının sonucuna katlanacaktır.

Mümin erkek ve kadınlar için rabbimiz ilkelerinin özetini şöyle veriyor:

“Mümin erkeklere söyle: Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler, mahrem yerlerini, korusunlar. Bu, onların arınmasını daha iyi sağlar. Allah yaptıklarından şüphesiz haberdardır.”

“Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) çevirsinler; namus ve iffetlerini korusunlar. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini (bi humuru hinne), yakalarının üzerine (kadar) (ala cuyubi hinne) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur 24/30-31)

Bizzat Nebinin eşleri üzerinden de şu mesajlar veriliyor:

“Ey Nebinin hanımları! Sizler herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Allah’tan sakınıyorsanız edalı konuşmayın, yoksa, kalbi bozuk olan kimse kötü şeyler ümit eder; daima ciddi ve ağırbaşlı söz söyleyin.” (Ahzab 33/32)

“Evlerinizde oturun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Resulüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.” (Ahzab 33/33)

“Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab 33/59)

Bu ayetler ile mümin erkek ve mümine’lerin cinsiyetleri, cinsellikle ilgili giyim kuşamları ve birbirlerine karşı davranışları ile ilgili konularda nasıl giyineceklerini, nasıl davranacaklarını tüm ayrıntıları ile açıklamış olduğunu görüyoruz. İnsan vücudu üzerinde yapılacak estetik müdahaleler konusunda ise durum şöyle değerlendirilir:

Vücudun herhangi bir yerinde doğuştan veya sonradan meydana gelen bir sakatlığın düzeltilmesi için yapılacak her türlü tıbbi müdahalenin dinen bir mahzur taşımadığı bilinmelidir.  Bu konuda bizzat Resulullah’ın uygulamaları vardır. Savaşta burnu kesilen bir mücahide altından burun yaptırmış; vücudunda yaralar çıkan bir sahabeye de ipek elbise giydirmiştir. Böyle durumlar tabii bir zorunluluk arzetmesinden dolayı, gereğinin yapılması gayet tabiidir.

Ancak “burnunu, dudağını, yüzünü gözünü çeşitli operasyonlar ile değiştirmeye çalışan kimselerin durumunu anlamak mümkün değildir. İsmini bilmediğimiz daha bir dünya işlemler yaptıran, vücudun değişik yerlerine acayip görünüm kazandırmak için dövme yaptıran kadın ve erkeklerin görünümleri, giysileri ile sergiledikleri görüntüler, vücudun değişik yerlerine aynı amaçla takılan takılar ve ahlaki kurallara uygun olmayan tüm davranış ve anlayışlara, İslam’dan bir hüküm aramaya gerek yoktur.  Çünkü bu insanların İslam gibi bir derdi de yoktur. Cahiliye anlayışı ile istediği gibi yaşamayı ilke edinmiş insanlar zaten “dinini”  ve yolunu seçmiştir.  Çünkü bunlara tevessül eden insanların görebildiğimiz kadarıyla İslamî anlamda dini bir kaygıları yoktur. Onlar genelde “El âlem” ilahının kullarıdırlar. Bu nedenle bu konularda “Allah ne der” diye bir kaygıları yoktur. El âlem ne der?  El âlem beğenecek mi? Gibi endişeleri onları yönlendirmektedir.  İllaki islamın bu durumda olanlar için de bir değerlendirmesi vardır. İslam, bu anlayışları ve davranışları cahiliye olarak değerlendirir. Cahiliye anlayışında olanların ise, önce cahiliyeden kurtulmaları gerekir. Aynı uygulamalar resulün döneminde de olmalı ki resulün bunlar hakkında şöyle dediği rivayet edilir: dövme yapana yaptırana ve dişlerini sivriltenlere Allah lanet etsin.” Bunu duyan bir başka Sahabi de bunları yapanlara lanet okur. Diğeri itiraz eder. Ben Kur’an’ı okudum böyle bir şeye rastlamadım sen nasıl lanet okursun der. Bunun üzerine adam Haşr suresinin 7. Ayetini hatırlatır: “…Resul size neyi verirse alın neyi de yasaklarsa onu da bırakın” (Haşr 59/7) İşte resul bunları lanetlediği için ben de onlara lanet okudum der.

Her şeyin orijinali kıymetlidir. Sahtesi altın da olsa bir kıymet ifade etmez. Boyalı zeminlerin saltanatı su ile buluşuncaya kadardır!..

Sonra şapka düşer kel ortaya çıkar. Geriye bir yanda aldatan bir yanda aldan olarak iki huzursuz insan kalır! Tabiat güzeldir çünkü her rengi ve her hali tabiidir. Sözün özü biz boyamızdan da boyacımızdan da memnunuz. Ne sahte boyalara ne de sahte boyacılara ihtiyacımız var. Bir de bunlar için rabbimiz: “sizin dillerinizin ve renklerinizin faklılığı Allahın ayetlerindendir” (Rum 30/22) buyruğu ile iltifat eder.

“(Ey müminler! Deyiniz ki, bizim boyamız) Allah’ın boyasıdır. Allah’ın boyasından boyası daha güzel olan kim vardır? Ve işte bizler ancak O’ boyacıya ibadet ediyoruz.” (Bakara /138)

“O (Allah) ki, yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır.” (Secde 32/7)

“Doğrusu Biz; insanı en güzel biçimde yarattık”   “Sonra da aşağıların aşağısına çevirdik.” “Ancak iman edip salih ameller yapan kimseler başka, onlar için bitmez tükenmez bir ecir vardır.” (Tin 95/4-6)

Yaratana gereği gibi kulluk edip, bu ecre talip olanlara selam olsun temennilerimizle…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir