Genel

Kur’an edebiyat değil, bizzatihi hayattır

Bünyamin Doğruer

Ne yazık ki, Kur’an’ın ayetleri cahil softalar-sofular tarafından kerametlere uçtuya, kaçtıya dönüştürüldü, bir tapınak dini ortaya çıkarıldı. Topluma göre din; dualar, şiarlar, semboller bir sürü ayinlerden başka hiç bir değer ve role sahip olmamasıdır.

”Onlar Kur’an-ı hiç tedebbür etmiyorlar mı yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi var”(Muhammed-24)

”Ey Muhammed sana bu kitabı ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.”(Sad-29)

”Bu Kur’an ancak alemler için bir öğüttür.”(Zümer-87)

Çağın kaybettiği İslamdır. Allah’ın bildirisidir. Her şey onunla gitti, her şey onunla gelebilir.

Kur’an, yüce Allah’ın tüm insanlığa mesajıdır. Onları karanlıklardan aydınlığa, bataklıklardan erdemliliğe, duyarsızlıktan ve bilinçsizlikten gerçek insanlığa çıkarmak için gönderilmiş bir mesaj. Varlığın özünden gelen bir sesleniş vicdanı ve merhameti harekete geçirmeye yönelik ilahi bir kitap. Bu kitabın manasıyla buluşmak gerekir.

Kur’an’ın bir metin olarak on dört asır önce yaşanan bir hayatı yönlendirirken neler söylediğini, sorunları çözerken hangi değerleri esas alındığını o günkü toplumu nereden nereye getirdiğini anlamak için okunması icap eder. Kur’an hangi sorunlar hakkında ne demiş? Dünyayı nasıl açıklamış? Dün, bugün, yarın hakkında ne demiş? İnsan, hayat, ölüm,iyilik, kötülük vb. insanoğlunun en kadim sorularına nasıl yaklaşmış? Kendi etkin tarihi içinde nasıl bir işlev görmüş? Toplumu nasıl değiştirmiş… Bütün bunlar, olayı doğru anlamak ve kendi yaşayan hayatımızı onunla yeniden inşa etmek için şarttır…

Bu kitap, haksızlık yapmaktan korkanlara suç ve günah işlemekten sakınanlara, Allah’ın öfkesini çekmek istemeyenlere yar ve yoldaş olacak bir kitaptır. Sorumluluk sahibi olmak isteyenlere, varoluş sancısı çekenlere vicdan ve merhamet sahiplerine yar ve yoldaş olacak bir kitaptır. Allah bilinciyle yaşamak isteyenlere fayda sağlayacak bir kitaptır.

Ama ne yazık ki toplum tarafından en çok okunan kitap Kur’an olmasına rağmen en az anlaşılan, anlamıyla buluşulmayan kitapta Kur’andır. Durmaksızın okunuyor, hatimler indirilmek suretiyle okunuyor, her ölünün arkasından da onlarca kez yasin suresi okunmakta. Kur’an ölü metin durumuna düşürülmüştür. Hükmeden, değiştiren, dönüştüren kitap olmaktan çıkmıştır. Hocalar çıkıyor, Kur’an ın şu ayetlerini günde şu kadar okursanız cennete gidersiniz, her kim ölünün arkasından okursa ona mağfiret etmiş olur, ayetleri şifre niyetine kullananlar,1 9 mucizesi vardır diyenler daha ipe sapa gelmeyen görüşler ve yaklaşımlar… Ne yazık ki, Kur’an’ın ayetleri cahil softalar-sofular tarafından kerametlere uçtuya, kaçtıya dönüştürüldü, bir tapınak dini ortaya çıkarıldı. Topluma göre din; dualar, şiarlar, semboller bir sürü ayinlerden başka hiç bir değer ve role sahip olmamasıdır.

Kur’an’ın anlamıyla buluşmayan insanlar, Allah’ın yaşattığı güzelliği göremezler, hakikatin sırrına eremezler. Kur an’ı tedebbür etmeyenler, zamanın, eşyanın, mekanın yorumunu ve anlamını kaybetmiştir. Kim ki Ku’ an’ın lafız ve manasıyla beraberdir o insan hep ilerdedir ve bu ab-ı hayat olan kelamullah ile vakarlı bir hayat sürüyor demektir.

Eğer Kur’an, kitap olsa, okunup anlaşılsa, gündemi işgal etse, eğer müminlere o konuşuyor, hitabı sanadır kulak vermeli ne dediğini dinleyip kavramalısın dense kurtuluş bağışlar izzete, onura, şerefe ulaştırır, uyandırıcı ve yapıcı olur. Kur’an bu gücü geçmişte göstermiş değildir, bugünde böyledir. Salt geçmiş, mekke oligarşik şirk devletindeki çetelere değil, sadece Roma-Bizans-Sasani emperyalizmine karşı değil, çağdaş modern sömürgecilik ve Amerikan-Batı emperyalizmine karşıda bu gücü verir. Bu kitap düşünce ve özgürlük ve adaletin kitabıdır. Merhum bilge Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ”Kur’an edebiyat değil hayattır”.

Kur’an’ın getirdiği ruhbanlık değildir ,peygamber silahıdır. Risaletin hedefi, bilgi, bilinç, tevhid ve adalettir. Kur’an’ı  tedebbür etmeyen halk, pasif, atıl, sitatik edilgen bir konumdadır. Oysa ilk indiği dönemde, ibda çağında o ilk nesil, Resulullah’a Allah ne dedi sorusunu sorarak, Allah’ın emirleri doğrultusunda uyanışa, direnişe geçtiler. Çünkü Kur’an halkı uyandırmıştı. İslam’ın en büyük görevi her şeyden önce toplum ve düşüncedeki çöküş etkenlerini kökünden kazımaktır… Teharet ve necasette yeni bir bölüm keşfetme-ziyaret yoluyla şehit sevabını kazanma kelam, fıkıh çekişmeleriyle uğraşma yerine, vahiy silahıyla donanıp her türlü sömürgeciliğe kula kulluğa, emperyalizmin her çeşidine direnişe geçip onları yok etmektir. Eğer Kur’an tedebbür edilirse, kutsal rafından eğitim-öğretim ve düşünce saikiyle inerse,insanlar ahiretteki kurtuluşun bu dünyadaki kurtuluşa bağlı olduğunu cennetin yolunun özgürlük izzet ve uyanıklık bilgi ve bilinçten geçtiğini bu dünyada zillet üzere ölenin orada zillet üzere kalkacağını burada kör olanın orada kör olacağını öğrenmiş olur…

Ne yazık ki aynı kitabı okuyor,ama aynı kitabı konuşmuyoruz,aynı kitabı anlamıyoruz anlam paydasında buluşmuyoruz… Bu Kur2an cehaletin elinde bir nesne olan, teberrük edilen Kur’an’a dönüştürüldü. Cinayetlerin, vahşiliklerin, modern haricilerin cinayetlerinin mızraklarının ucundaki Kur’an’a dönüştürüldü… Oysa bu Kur’an zalimi ,despotik şirk düzenlerini çökerten insanlığın kalesini ele geçiren devrimci yapısıyla insanlık tarihinde yepyeni bir medeniyet ve kültür meydana getiren bir kitaptır… İçimiz kan ağlayarak, üzülerek itiraf edelim ki merhum Şeriati’nin ifadesiyle, ”bu kitap dostunun cehaleti düşmanın hilesiyle yapraklarının açıldığı günden beri yaprakları masraflı olmaya başladı. Metni terkedilip cildi revaçta bulunduğundan beri adı okumak anlamına gelen bu kitap okunmaz oldu, kutsama teberrük ve mal kazanma ticaret işleri gördü. Kur’an’ın sırtından para kazanılmaya başlandı. Toplumsal-ruhsal ve düşünsel mesele ve dertlerin cevabı bu kitapta aranmadığından beri onda soğuk algınlığı romatizma türünden bedensel hastalıların şifası aranır oldu. Uyanıkken terkedilip yatarken başlarının üstüne asarak uyuduklarından beri görüyoruz ki ölülerin hizmetine sunulmakta olup ölmüşlerin ruhlarına ithaf edilmekte ve bu muhteşem kitabın sesi mezarlıklardan duyulmaktadır. Merhum Mehmet Akif ne güzel söylemiş: Adeta bugün Kur’an’ın başına gelenleri yıllar önce haykırmış.

”İbret olmaz bize, her gün okuruz ezberde

Yoksa bir maksat aranmazmı ayetlerde

Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur’an’ın

Yoksa kaydında değil hiçbirimiz mananın”

”İnmemiştir bu Kur’an bunu hakkıyla bilin

Ne mezarlıkta okumak ne de fal bakmak için

Ölüler dini değil, sende bilirsin ki bu din

Diri doğmuş, suracak dipdiri durdukça zemin”

Bu Kur’an, varoluş sancısı çekenlere bir anlam haritası sunar. Onu okurken, içinden dışarıya gürül gürül akan bir hayatın,sesini işitiriz.

Bütün mesele, Kur’an’ı okuyup anlamaya gayret etmek, üzerinde tedebbür etmek, derinlemesine düşünmek ve toplumu insanları Kur’a’ın ışığında tanımlamaya, sorgulamaya çalışmak.

Bizim toplumumuzda İslam adına işlenen en büyük cinayet, tefekküre ve akletmeye yer vermeyen bir zihniyetin ”İslam”diye takdim edilmesidir. Oysa İslam’ın yol göstericisi kitabı Kur’an, sadece düşünen, akleden, tefekkür eden insanları muhatap almaktadır.

Kişileri yok eden uzun taklid dönemlerinin getirmiş olduğu bir psikozla ne Kur’an’ı anlamak, ne de ona riayet etmek mimkün olabilir. Sadece Kur’an’ın maddesini veya telaffuzunu fetiş hale getiren, onun anlamına ulaşmaktan yarasaların ışıktan korktukları gibi rahatsızolan kesimler her dönemde varolagelmişlerdir. Şu ifadeler bazı cemaatler, hizinler tarafından halkımıza empoze edilmektedir.

”Tefsir konusu bu kadar ciddi iken, anlamadan Kur’an okunmaz diyerek herkesin Kur’an-ı Kerim’i anlamasını tavsiye etmek büyük sapıklıktır.” Maalesef bu kabil şer-kuvvetleri büyük maddi imkanlarla donatılmış olduklarından çevresinden ve gerçek dünyadan tecrit edebildikleri bazı kesimler üzerinde etkilerini koruyabilmektedirler.

Btün bu olumsuzluklara rağmen, insan tefekkürünü büsbütün zincire vurmak, din adına bile olsa kolay olmaktadır. Hatır için değil, tahkik üzere, iman etmek isteyen insanlar, aklını ve tefekkürünü başkalarına teslim etmeden sorumluluklarının bilinciyle hareket etme kişiliğini elde etmeye başlamışlardır. Güneş balçıkla sıvanmaz. İslam’ı sunduğu hidayet yolunda tahrifcileri ve tekelçileri ne kadar direnselerde bu tefekküre zincir vurmak mümkün değildir.

Kur an ın insanlığa sunduğu ve onun şerefli elçisinin hayatıyla pratize ederek bizlere güzel bir örneğini bıraktığı fıtrat dini İslamı öğrenmenin ve onu yaşamanın, kimsenin tekelinde olmayıp herkesin hakkı olduğu gerçeği artık kabul edilmek zorundadır. ”Biz Kur’an’ı anlaşılması için kolaylaştırdık düşünen yok mudur” diyen Rabbimizin yüce buyruğuna bu toplumun kulak vermesi gerekir…

Velhasıl ,Kur’an ile bağlantının yeniden kurulması elzemdir… Kur’an’ı anlamayan insanda ruh çöküşü önlenemez. Kur’an-ı anlamak, Kur’an’la düşünmek, Kur’an’la görmek gerek.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir