GenelMektuplara Cevap

Özgür irade müslüman için ne ifade eder?

SORU : İnsanların bir şeylere karar vermeleri için tabii ki özgür iradeleri olmalı. Yani Müslüman mı yoksa gayri Müslim mi olmalarına elbette kendi iradeleriyle karar verirler. Bunun insanoğluna verilmiş bir hak olduğuna inanıyorum. Lakin özgür irade ben Müslüman’ım diyenler için ne ifade ediyor?

CEVAP: İslam’daki özgür irade anlayışının anlamı şudur: Allah insana, hiçbir müdahale olmadan dilediğini yapacak bir özellik vermiştir. İşte insan bu özelliği sayesinde kendi sahasına giren her konuda dilediğini hiçbir engelleme olmadan yapabilme imkânına sahip kılınmıştır. Bu imkân dâhilinde dilerse Allah yolunda malını ve canını feda eder; dilerse Allah’a isyan eder. Her iki durumda da Allah tarafından herhangi bir engelle karşılaşmaz. İnsana verilen bu imkân tüm insanlık için böyledir. Dilediğini seçme konusunda serbest olması onun, yaptığından sorumlu olması için gerekli bir ilkedir. Çünkü yaptığı asla karşılıksız kalmayacak, kendisine dönecektir. Kur’anda anlatılan Âdem ve İblis kıssalarında olduğu gibi. Dilediklerini yapma konusunda bir engel konmamasına rağmen, yaptıklarının sonucuna katlanmaya mahkûm edilmişlerdir.  Bu gerçek, Kur’an da şöyle ifade edilmektedir:

“Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden  yarattık da onu işiten ve gören bir varlık yaptık.

Biz ona (doğru) yolu gösterdik. Artık ister şükreder isterse nankör olur. (İnsan 90/1-3)

“De ki: Gerçek, Rabbinizdendir. İsteyen inansın, isteyen inkâr etsin. Şüphesiz ki zalimler için, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış bir ateş hazırlamışızdır. Onlar feryat edip yardım dilediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. O, ne kötü bir içecektir ve orası ne kötü bir duraktır.” (Kehf 18/29)

Görüldüğü gibi dilediğini yapmak için verilen imkân, yaptıklarından da kimseye hesap vermeyecek anlamına gelmiyor. Bilakis yaptığı her şeyin hesabı kendisine sorulacağı anlamına geliyor. Eğer insana zor kullanılarak isteğinin dışında bir şey yaptırılacak olursa, sonuçta zorlanan kimseye sorumluluk yoktur. İlk Müslümanlardan Ammar bin Yasir’in durumu ile ilgili olarak geldiği ifade edilen ayette şöyle ifade edilmektedir:

“Gönlü imanla dolu olduğu halde, zor altında olan kimse müstesna, inandıktan sonra Allah’ı inkâr edip, gönlünü kâfirliğe açanlara Allah katından bir gazap vardır; büyük azap da onlar içindir.” (Nahl 16/106)

İnanç sahibinin inandığı şeyden sorumlu olabilmesi için, herhangi bir etki altında kalmadan kendi isteğiyle kabul etmesi gerekir ki, onun adı inanç olsun. İnancın tabiatı zora müsait değildir. Bu nedenle Allah,

”Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk, sapıklıktan ayrılmıştır. Artık her kim tâğutu inkâr edip, Allah’a inanırsa, sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, o hiçbir zaman kopmaz. Allah, her şeyi işitir ve bilir.” (Bakara 2/256) buyurmuştur.

İslam anlayışındaki insana tanınan özgürlük, inancınızı yani, hayat anlayışınızı seçme konusundadır. Seçtikten sonra seçmiş olduğunuz inanç sisteminin hayat ve memat hakkında koymuş olduğu sınırlar ile kendinizi sınırlıyorsunuz demektir. Kişi İslam’ı seçmişse, İslam’ın kurallarına göre yaşamayı kabul ediyor demektir. Aslında Sosyalizmi, Liberalizmi, Kapitalizmi, Laikliği ve demokrasiyi seçtiğinde de durum böyledir. Bu dünya görüşlerinin kurallarına göre hayatı yaşamayı kabul ettiği anlamına gelir.  Yani her hal ve karda insan için mutlak bir özgürlük/ Müstağnilik söz konusu değildir. Yaratılan hiçbir varlık yoktur ki, bir amaç için / “bir görev için” yaratılmış olmasın.

“Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri biz boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Vay o inkâr edenlerin ateşteki haline!” (Sad 38/27) İnsan da yerle gök arasında yaratılanlardan olduğuna göre insan da,  boş yere yaratılmayanlardan biri değil midir?

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 51/56)  ayeti bu gerçeği ifade etmektedir. Bu nedenle yaratılmış bir varlık olduğunu kabul eden hiçbir kimse başıboş bir hayat yaşamaya hak sahibi değildir. Yaratana, yaşatana, sıhhat verene, yedirene, içirene, akıl nimetiyle taltif edene kulluk edecektir. Bu haddini bilenler için böyledir. Bilmeyenler ise Allah’tan gayri herhangi bir nesneyi veya şahsı ilah edinerek ona kulluk etmektedirler. Ya da hevasına.

“Heva ve hevesini tanrı edinen kimseyi gördün mü? Şimdi onun üzerine sen mi vekil olacaksın?” (Furkan 25/43) Buna rağmen o kimse gayet müstağni bir duruşla kendinin özgür olduğunu zannedecektir. Başına gelecek şu durumdan habersiz olarak:

“De ki: Gerçek, Rabbinizdendir. İsteyen inansın, isteyen inkâr etsin. Şüphesiz ki zalimler için, duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmış bir ateş hazırlamışızdır. Onlar feryat edip yardım dilediklerinde, erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su kendilerine sunulur. O, ne kötü bir içecektir ve orası ne kötü bir duraktır.” (Kehf 18/29)

Bunlardan sonra şunu daha rahat ifade edebiliriz ki, batının anladığı anlamda bir özgürlük / dilediği gibi bir yaşam anlayışının İslam’da kabul edilebilir bir boyutu yoktur. İnsan yapıp ettiği her şeyden hesaba çekilecek, helal ise hesap, haram ise azap kuralınca karşılığını görecektir.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir